NEDİR BU GÜVENLİ BAĞLANMA ?


Bağlanma, bebek ile ona temel bakım veren kişi arasında oluşan bağdır. Neredeyse tüm bebekler kendilerine bakan kişi ile, genellikle de anne ile kalıcı bir duygusal bağ kurma yönünde biyolojik temelli bir dürtü taşırlar.

Tanım olarak bağlanma biçimi ise, yaşamın erken döneminde belirlendiği ve süreklilik gösterdiği düşünülen bireyin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsüdür.


GÜVENLİ ÖRÜNTÜ NEDİR?

Çocuğun ebeveyn ile olan ilişkisinde oldukça az bir kaygı göstermesidir. Çocuk, fiziksel ve sosyal dünyayı keşfetmek için ebeveynden kolayca uzaklaşabilir. Daha sonra, çocuk bulunduğu durumdan yorulduğu ve sıkıldığı zaman ebeveyne geri dönebilir. Güvenli örüntüye sahip çocuklar yanılma payı olmaksızın, yardım umuduyla (fiziksel veya duygusal) yakınlık kurmaya, ebeveynlerinin önerdiği yardımdan iyi bir şekilde yararlanmaya, iyi hissetmeye, daha sonra tekrar keşfetmeye ve öğrenmeye eğilimlidirler.

Zamanla, çocuklar ebeveynlerini erişilebilirliğine dair güven geliştirirler. Böylece, çocuklar, genellikle nasıl hissettiklerini, ne düşündüklerini ve neye ihtiyaç duyduklarını ebeveynlerinin bildiklerini görürler. Güvenli örüntüye sahip çocuklar, ebeveynlerine güvenmeyi ve kendilerini ebeveynlerinin bakımına bırakma alışkanlığı geliştirmeyi öğrenirler.

Bebek ise, annesine olan bağlılığını gülümseyerek, ağlayarak, annesini çağırarak, kızgınlığını ya da açlığını belli ederek gösterir.

Güvenli gelişim bir bebeğin yaşamının ilk birkaç ayını göz önünde bulundurarak örneklendirilebilir. Bebek doğduğunda, hemşireler ve doktorlar bebeğin nefes alma, vücut ısısı, besin alma, anne sütünü sindirme ve dışkılamayı da kapsayan öz-düzenlemeye dair temel yeterlilikleri gösterdiğinden emin olmak için bebeği izlerler. Bu yeterlilikler ile birlikte, uyuma-uyanma döngüsü genellikle yaşamın ilk altı ayında düzenlenir (tıbbi sorunlar ve kronik çevresel stres haricinde). Bu düzen kurulduğunda bebek bakım vereni deneyimlemektedir ve düşük stresli ortamlarda dünyayı keşfetmekte özgürdür.


Bebek sıkıntı çeker ve ağlamaya başlar daha sonra ise daha çok ağlar. Bebek henüz sözcükler ile düşünemez ama rahatsızlığın, mutsuzluk duygusunun, tedirginliğin veya acının farkındadır ve ağlamaya devam eder. Evrimsel bakış açısına göre ağlama bir bağlılık davranışıdır. Bu davranış genellikle ebeveynin müdahalesi ve yardımı gerektiğinde dikkat çekmek amacıyla sergilenir. Eğer kendimizi çocuğun yerine koyarsak şunu hayal edebiliriz; ben (yani bebek) ani bir değişim yaşadım; vücudum boşlukta bir pozisyon değiştirdi (birisi beni aldı). Hala sıkıntıdayım ama şimdi yumuşak ve sıcak bir şey tarafından nazikçe tutuluyorum ve ne olduğunu bilmememe bu şey iyi hissettiriyor. Daha sonra ileri-geri bir sallanma hareketi hissediyorum. Yine ne olduğunu bilmiyorum ama bundan hoşlanıyorum. Sonra rahatlatıcı bir şey duyuyorum (birisi bana şarkı söylüyor) ve büyüleniyorum. Sonra sıcak, tatlı bir sıvı ağzıma doluyor ve yavaş yavaş kendimden geçiyorum. Gerçekten de daha iyi hissetmeye başlıyorum. Özetlendiği gibi bu 5 dakikalık kısım, erken çocukluk dönemindeki en önemli ilişkilerden biridir. Kendini rahatlatmaya gücü yetmeyen, üzgün bir bebek, ilerleyen yıllarda gerçekleşen şeylerin izlenimini oluşturan dönüştürücü bir deneyim elde eder. Günler ve haftalar geçtikçe bebeğin merkezi sinir sistemi bu rahatlama ritmi üzerine kurulacak ve bebek buna benzer yüzlerce deneyim yaşayacaktır.



Güvensiz bağlanma geliştiren çocuk ayrılığa ya çok fazla tepki gösterir ya da ilgisiz durur, anne-babanın dönüşünde sakinleşmez ya da yine ilgisizliğini sürdürür. Güvensiz bağlanmada bakım veren ulaşılabilir değildir, çocuk ihtiyaçlarına cevap verileceğinin güvenini almaz. Ebeveyniyle güven temelli bağlanma ilişkisi kuramayan bebeklerin geliştireceği bağlanma tarzlarından biri dirençli/karasız bağlanmadır. Bu bağlanma ilişkisine sahip bebekler anneleriyle birlikteyken sürekli olarak onunla ilgilenme, yabancı kişiye karşı duyarsız kalma, keşif davranışları sergilememe, anne ayrılığında sürekli ağlama, hırçınlık, kızgınlık, hayal kırıklığı, mutsuzluk gibi davranışlar sergilerler. Bu bebekler anneyle tekrar bir araya geldiklerinde rahatlamış ve annenin varlığından hoşnutluk duymuş gibi görünseler de anneye karşı öfke ve hırçınlık da duyarlar. Güven temeline dayanmayan bir diğer bağlanma tarzı kaçıngan bağlanmadır. Bu tarz bağlanma ilişkisi geliştiren bebekler annenin varlığından veya yokluğundan fazla etkilenmeme, anneyle birlikteyken onu görmezlikten gelme, ondan ayrılmayı umursamama, öfke, hırçınlık, gerginlik gibi davranışlar gösterme, onunla tekrar bir araya geldiğinde ise ondan uzaklaşma, oyuncaklara ilgilenme, fiziksel ve duygusal temastan kaçınma eğilimdedirler.

Ebeveynleri ile arasında güvenli bir bağlanma olan bebekler ise, ebeveynlerinin her zaman yanında olduğunu ve ihtiyaçlarına cevap vereceğini, her zaman ulaşılabilir olduğunu bilir. Ebeveynleri yanlarındayken etrafı rahatça keşfeder, sosyal ipuçlarını almak için döner ve sosyal tepkileri ebeveynlerine yöneliktir. Güvenli bağlanma gösteren çocuk ebeveyninin yokluğunda tepki gösterir fakat geri döndüğünde rahatlıkla sakinleşir.




ÇOCUK VE EBEVEYN ARASINDAKİ GÜVENLİ BAĞLANMA İLİŞKİSİNİ GÜÇLENDİRECEK DURUMLAR;

Bakım vereni, bebeğin duygularına uygun şekilde karşılık vermeli ve ulaşılabilir olmalıdır. Yani korktuğunda, üzüldüğünde olduğu gibi olumlu duygular yaşadığında da duygusunun karşılandığını bilmesi gerekir.

Doğduğu andan itibaren bebek ile iletişim kurarken gözlerinin içine bakmak da bebek ile anne-baba arasındaki bağı kuvvetlendirir.

Evden hiçbir zaman gizlice çıkmamak, gideceğini bebeğe belli etmek, vedalaşıp tekrar geri geleceğini belirterek evden ayrılmak çocuğun kendini terk edilmiş hissetmesinin önüne geçer ve güvende hissetmesine yardımcı olur.

Bir süre ayrı kaldıktan sonra bir araya gelindiğinde bebeğin ne kadar süre anne-baba ile vakit geçirmeye ihtiyacı olduğunu iyi gözlemlemek, bebeğe bu süreyi verdikten sonra başka işler ile meşgul olmak, bebeğin ayrı kaldıktan sonra da anne-babaya ulaşabileceği ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilecek zamanın ona tanınacağını öğrenmesine ve kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.


Oyun severlik;

Gülebilmek: Karşılıklı gülebilmek genellikle “oyun sever” bir tutumu gösterir. Gülebilmek utanma ve korku gibi duyguların panzehiridir. Yaşanılanlara birlikte gülebilince, hem ebeveyn hem de çocuk kendini güvende ve kabul edilmiş hisseder, ilişki çok daha özel olur.

Mizahlaştırma: Mizahlaştırma çocuğun olayları başka açılardan görmesini sağlar. Yani çocukları, olayların göründüğü kadar kötü olmadığı gibi düşünmeye sevk eder ve olaylara daha olumlu açılardan yaklaşmalarını sağlar. Dolayısıyla bazen üzücü ya da sıkıntı verici durumlarla karşılaşıldığında mizahtan yararlanmak yararlı olabilir.

Hataları Kabul Etme: Oyun severlikte ebeveyn ve çocuk her şeyi çok ciddiye almamak gerektiğini anlar. Çocuk bir hata yaptığında ebeveyn bunu bir başarısızlık olarak görmez. Hataları kabul eden ebeveynler kendilerini ve çocuğun yaptığı yanlışları çok da ciddiye almamayı becerebilen ve bunlara gülebilen kişilerdir. Bu yaklaşım çocuğa hatalar karşısında nasıl yanıt verilebileceğine dair model oluşturur. Ayrıca hata yapıldığında “hepimiz yanlış yapabiliriz” gibi bir yaklaşım çocuk ve ebeveyn arasında güçlü bir ilişki kurulmasını sağlar.

Oyun severlik, çocuk büyüdükçe daha açık bir tarza bürünür. Olan biten nettir, başka bir gündeme gerek yoktur. Ebeveyn ve çocuk birliktedirler zaten. Bazen bir oyunun içindedirler, bazen bir yürüyüşe çıkmışlardır, bazen de birlikte film izliyorlardır. Başka birçok şey sıralanabilir. Bu etkinliklerde birincil amaç “etkileşim” halinde olmaktır. Yani birlikte olmak. Başka bir şey değil! Çatışmalar, sorumluluklar, yapılması gerekenler bir kenara konulur. Birlikte geçirilen bu zaman, gerçekten ilişkiyi derinleştirmek, ilerletmek ve iyileştirmek içindir. Bu gibi anlar çocukların belleklerinde unutulmazdır ve çatışmalar yaşansa bile bu anlar her zaman iyileştirici güce sahip olurlar.


Koşulsuz kabul; Koşulsuz kabul edilen çocuk kendisinin değil, davranışlarının eleştirinin öznesi olduğunu bilir.

Oyun sever tutum koşulsuz kabul ile beslenir. Bebeğin ya da çocuğun güvende hissetmesi için ebeveynin reddetme, alay etme, küçümseme ya da hayal kırıklığına uğratma gibi tutumlar içine girmeden çocukla ilişki kurması, çocuğun davranışlarını yargılamadan ve eleştirmeden onu o olduğu için kabul etmesi gerekir

Çok fazla ve yoğun kızgınlık göstermek çocuğun kendini güvende hissetme duygusunu riske atar.

Çocuk yanlış bir şey yaptığında ilişkiyi koparmak, iletişimi kesmek çocukların koşulsuz kabul edildikleri duygusunu geliştirmeleri yönünde bir engeldir.

Merak; Yargılayıcı olmayan ve açık olan bir merak ilişkisi çocuğun duygularının, düşüncelerinin ve davranışlarının nedenlerini açıklama becerisini geliştirir. Bu durumda ebeveynler de çocuklarını daha iyi anlamış olurlar.

- Bu durum sana nasıl geliyor, bu olayı sen nasıl yorumluyorsun?

- Bana birazcık olayla ilgili neler olduğunu anlatsana?

- Bu senin için ne ifade ediyor?

- Ne olmasını istersin?

- Bununla ilgili ne düşünüyorsun?

- Şu anda ne gibi duygular yaşıyorsun?

- Senin için önemli olacak şeylerle ilgili ne düşünüyorsun?

- Eğer bunu yaparsan, ileride ne olacağını düşünüyorsun, ne olacağını bekliyorsun?

-Sanırım bunu neden yapmak istediğini anlıyorum, peki bunu yapmamak için nedenlerin var mı?

- Eğer istediğin gibi işler yolunda gitmezse bu isteğini nasıl yerine getireceğini düşünüyorsun?

-Eğer sana bu işi yapman için izin vermezsem senin için çok zor olur mu?

- Bunu yapmayı iple çektiğin çok net görünüyor, belli oluyor, bunu ne zamandan beridir planlıyorsun?

-Eğer bunu yapamazsan, merak ediyorum, sana nasıl gelecek bu durum?

-Sanırım bunun senin için ne anlama geldiğini anlıyorum, kaçırdığım herhangi bir şey var mı?




(Bowlby 1988). Zeanah ve arkadaşları (1997),

(Dwyer, 2005; Mayseless, 2005).

Ainsworth vd., 1978; Kalehzan, 1993; Lounds, Borkowski, Whitman, Maxwell ve Weed, 2005

Hughess, 2006





15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör