top of page

Incendies: Kuşaklararası Travmanın Sessiz Çığlığı


ree

Incendies (2010), Denis Villeneuve’ün yönetmenliğini yaptığı ve Wajdi Mouawad’ın Scorched adlı oyunundan uyarlanan bir film. Hikâye Kanada’da başlıyor; fakat kısa sürede bizi adı verilmeyen bir Ortadoğu ülkesine, iç savaşın ortasına götürüyor.

Filmde ikiz kardeşler Jeanne ve Simon’un, anneleri Nawal’ın ölümünden sonra onlara bıraktığı vasiyetin peşine düşüşünü izliyoruz. Nawal, çocuklarına iki mektup bırakır: biri yıllardır ölü sandıkları babalarına, diğeri ise hiç bilmedikleri ağabeylerine verilmek üzere. İkizler, annelerinin geçmişini öğrenmek için doğduğu topraklara giderler. Yolculuk ilerledikçe Nawal’ın gençliği, savaşın yıkımı, hapishane yılları, işkence ve kaybolmuş bir çocuğun hikâyesi ortaya çıkar. En sonunda, aile bağlarını kökten sarsan, ağır ama bütün resmi anlamlandıran gerçekle karşılaşırlar: ikizlerin babası ve ağabeyi aslında aynı kişidir.


Kuşaklararası Travma ve “Hayalet”


Bu hikâye yalnızca bir aile dramı değil; kuşaklararası travmanın sinemadaki en güçlü anlatımlarından biridir. Nawal’ın yaşadıkları, onun suskunluğu ve çocuklarına aktaramadıkları, bireysel bir geçmişin ötesinde, toplumsal şiddetin ve savaşın bıraktığı kolektif yarayı işaret eder.

Freud’a göre bastırılan hiçbir zaman kaybolmaz; farklı biçimlerde geri döner. Incendies’de bu, ikizlerin yolculuğunda görünür hale gelir: Jeanne annesinin geçmişini inatla araştırır, Simon ise başta direnç gösterir. İkisi de annenin suskunluğunun gölgesinde hareket ediyor gibidir.

Abraham ve Torok’un kavramları burada açıklayıcıdır: Travmatik bir sır, kişinin içinde bir “kript” gibi gömülü kalır. Fakat o sır yok olmaz; sonraki kuşakta “hayalet” olarak belirir. Yani çocuk, kendi deneyimi olmayan bir yükü taşımaya başlar. Filmde ikizlerin yolculuğu tam da bu hayaletle hesaplaşma süreci gibidir.


Baba İşlevinin Çöküşü


Filmin en çarpıcı yönlerinden biri, baba işlevinin çöküşüdür. Lacanyen anlamda “Babanın-Adı” yalnızca biyolojik babayı değil; yasa koyan, sınır çizen, üçgeni kuran simgesel düzeni temsil eder. Filmde bu işlev çökmüştür: baba ya ortadan silinmiştir ya da savaş makinesinin şiddet dolu yüzüne dönüşmüştür.

Üçüncü eksik olduğunda anne–çocuk ilişkisi sapkın bir biçimde bükülür ve ensest tabusu yıkılır. İkizlerin babası ve ağabeyinin aynı kişi olması, bu çöküşün en uç ifadesidir. Sınır koyan yasa yoksa, kimlik de yoktur; çocuk kime ait olduğunu bilemez.


İsim Borcu ve Yasın Tamamlanması


Nawal’ın mezar taşına adının yazılmamasını istemesi, bu bağlamda çok güçlü bir semboldür. İsim, simgesel düzenin temelidir. Bu istekle anne, çocuklarına bir “isim borcu” bırakır. Hakikat öğrenilene kadar isim askıya alınır; sanki isim, yasın tamamlanmasının ve kimliğin onarılmasının işareti gibidir.

İkizler, gerçeği öğrenip mektupları ulaştırdıklarında, annelerinin adını mezar taşına yazdırarak bu borcu yerine getirirler. Bu da yalnızca annenin kimliğini iade etmez; aynı zamanda kuşaklar boyunca süren suskunluğu da sonlandırır.


Yas ve Melankoli


Freud’un Yas ve Melankoli metninde tarif ettiği gibi, yas tutulamadığında melankolik bir donma yaşanır. Nawal’ın sessizliği tam da böyle bir donma gibidir. Travmasını söze dökemez, kaybının yasını tutamaz; bu yüzden acı, çocuklarına aktarılır.

İkizlerin yolculuğu, annenin yapamadığı yasın onların üzerinden tamamlanmasıdır. Mektuplar ulaştırıldığında, mezar tamamlandığında yalnızca annenin değil, çocukların da yas süreci tamamlanır. Melankolik donma yerini gerçek bir ayrılığa ve onarıma bırakır.


Bölünmüş Anne İmgesi ve Tanınma


Kleinyen açıdan, çocukların annelerine dair imgeleri de bölünmüştür: Nawal hem sevgi dolu bir anne hem de onları çok ağır bir gerçekle baş başa bırakan bir figürdür. Bu parçalı imge, yolculuk süresince bütünlenir.

Jessica Benjamin’in “tanınma” kavramıyla da söyleyebiliriz: İkizler annelerini yalnızca “acı çeken sessiz bir anne” olarak değil, artık bir özne olarak tanırlar. Bu tanıma, hem annenin hem de çocukların ruhsal özgürleşmesini mümkün kılar.


Incendies bize şunu hatırlatır: Anlatılmayan sırlar suskunlukla kuşaktan kuşağa taşınır. Ancak hakikat dile geldiğinde, yas tutulduğunda ve isim yerine konduğunda bu zincir kırılır. Nawal’ın mezar taşına kazınan isim, sadece bir kadının kimliğinin iadesi değil; aynı zamanda çocukların kendi özgürleşmelerinin de simgesi gibidir.


Kaynakça / Okuma Önerileri

Sigmund Freud – Yas ve Melankoli

Sigmund Freud – Bastırma

Nicolas Abraham & Maria Torok – The Shell and the Kernel

Jacques Lacan – Écrits

Melanie Klein – Notes on Some Schizoid Mechanisms

Jessica Benjamin – The Bonds of Love

Wajdi Mouawad – Scorched (oyun)


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Yazı: Blog2_Post
bottom of page