top of page

Oyun Terapisi Nedir?

ree

Oyun, çocuğun doğasının en saf ifadesidir. Yetişkinler için sözcükler neyse, çocuk için oyun da odur. Çocuk, henüz karmaşık duygularını cümlelere dökme kapasitesine sahip değildir; ancak oyuncak bebekleri kavga ettirerek, arabaları çarpıştırarak ya da defalarca kuleler inşa edip yıkarak içsel dünyasındaki çatışmaları görünür kılar. Bu nedenle psikanalitik gelenek, oyunu bir tür “bilinçdışına giden yol” olarak tanımlar. Oyun, bastırılanın semboller aracılığıyla geri dönüşüdür.

Oyun terapisi, bu sembolik dilin bir yetişkin tarafından duyulabilmesini mümkün kılar. Terapist, çocuğun oyun sırasında seçtiği figürleri, kurduğu sahneleri ve tekrar eden temaları gözlemlerken, aslında çocuğun ruhsal gerçekliğine tanıklık eder. Burada amaç, çocuğun oyununu “düzeltmek” ya da “doğruya yönlendirmek” değildir; amaç, oyunu anlamak, bu oyunun açığa çıkardığı duyguları taşımak ve çocuğa kendi içsel çatışmalarını güvenli bir şekilde işleyebileceği bir alan sunmaktır. Bu bağlamda Winnicott’un “holding” kavramı önemlidir. Terapistin varlığı, çocuğun oyunda ortaya çıkan yoğun duygularını taşıyabilmesini mümkün kılar. Çocuğun öfkesi, kaygısı, kıskançlığı ya da kayıp deneyimi, terapistin sınır koyan ama yargılamayan duruşuyla birlikte düzenlenebilir hale gelir.

Oyun terapisinin iyileştirici gücü, tam da bu ilişkisel alandan doğar. Çocuk, oyun aracılığıyla travmalarını tekrar tekrar sahnelerken aslında onları sindirmeye, anlamlandırmaya ve yeniden yazmaya çalışır. Örneğin boşanma sürecindeki bir çocuk, kuklalar aracılığıyla anne ve babasını yeniden bir araya getirebilir; deprem yaşamış bir çocuk, kuleler yapıp yıkarak felaketin kontrolünü kendi elinde hissetmeye çalışabilir. Bu tekrarlar yüzeyde basit bir oyun gibi görünürken, derinlerde çocuğun ruhsal bütünlüğünü onarma çabasıdır.

Oyun terapisinin hedefi yalnızca semptomların azalması değildir. Asıl hedef, çocuğun kendi duygularını tanıyabilmesi, onları düzenleyebilmesi ve ilişkilerinde daha esnek, daha güvenli bir şekilde var olabilmesidir. Çocuk merkezli oyun terapisi, bu nedenle çocuğu “sorun” olarak değil, “özne” olarak görür. Terapist, geçmişte yaşanmış travmalara ya da gelecekteki kaygılara odaklanmaktan çok, çocuğun “bugün” kurduğu oyuna odaklanır. Çünkü çocuk, kendi hikâyesini her defasında yeniden kurarken aslında şimdiki zamanda iyileşme pratiği yapmaktadır.

Ebeveynler için bu süreç bazen sabır sınayıcı olabilir. Çocuğun oyun odasında yaşadığı yoğun duygular, evde daha çok ağlamasına, öfkelenmesine ya da içine kapanmasına yol açabilir. Bu durum çoğu zaman ebeveynin “terapi işe yaramıyor mu?” kaygısını artırır. Oysa bu, terapinin doğal bir evresidir. Bastırılmış duyguların yüzeye çıkması, karanlıktan aydınlığa giden yolun bir parçasıdır. Çocuğun duygularını daha görünür yaşaması, onları bastırmak yerine işlemeye başladığının göstergesidir.

Terapistin rolü, çocuğun oyunlarını yorumlamaktan ibaret değildir; aynı zamanda ebeveynle iş birliği kurmaktır. Çünkü çocuğun duygusal düzenlemesi sadece oyun odasında değil, evde ve okulda da devam eder. Ebeveynin çocuğun duygularını taşıma biçimi, terapinin gücünü katlar. Örneğin seans sonrası çocuğa “Ne oynadın?” diye ısrarla sormak yerine, onun paylaşma isteğini beklemek çok daha koruyucudur. Bu sayede çocuk, oyun odasını kendi özel alanı olarak deneyimlemeye devam eder ve terapötik ilişkiye güveni artar.

Sonuç olarak oyun terapisi, çocuğun hayatındaki zorlukları doğrudan ortadan kaldıran bir “çözüm paketi” değil; çocuğun ruhsal gelişim

kapasitesini genişleten, duygusal dayanıklılığını artıran ve ilişkisel bağlarını onaran bir süreçtir. Oyun, çocuğun en özgün ifadesi olduğu için, terapi de en doğal haliyle onun dünyasına girmenin yoludur. Ebeveyn için ise bu süreç, çocuğunun yalnızca oyun oynarken değil, tüm hayatında daha güvenli, daha mutlu ve daha dayanıklı bir birey olmasına eşlik etmenin en güçlü yollarından biridir.


ve her oyun, bir hikâyenin anahtarıdır.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Yazı: Blog2_Post
bottom of page