top of page

We Need to Talk About Kevin

B

Bazı filmler bir hikâye anlatmaz; bir boşluğu görünür kılar. Kevin Hakkında Konuşmalıyız tam olarak böyle ilerler. İlk bakışta bir çocuğun şiddete nasıl evrildiğini izliyormuşuz gibi görünür, fakat film derinleştikçe odak yer değiştirir. Kevin’ın ne yaptığı değil, onunla neyin hiç kurulamamış olduğu belirginleşir. Bu yüzden film bir fail analizi olmaktan çok, bir ilişkinin izini sürer.


Eşlik Edilemeyen Bir Temas

Kevin’ın hikâyesini anlamak için çok erken bir yere, henüz kelimenin bile olmadığı bir döneme bakmak gerekir. Psikanalitik olarak buna “ilk nesne deneyimi” denir. En sade haliyle bu, bebeğin dünyayla ilk karşılaşmasıdır. Ama burada dünya dediğimiz şey dışarısı değil; annenin kendisidir. Bebek için anne yalnızca bakım veren biri değil, aynı zamanda sakinleşmenin, anlaşılmanın ve var olmanın ilk koşuludur. Bu yüzden bu ilk temasın nasıl kurulduğu, çocuğun dünyayı nasıl deneyimleyeceğini belirler.

Filmde bu karşılaşmanın baştan itibaren zor olduğu hissedilir. Kevin doğduktan sonraki sahnelerde Eva’nın onunla kurduğu temas dikkat çekicidir; bebeği kucağında tutar ama yüzünde bir eşlik yoktur. Ağlayan Kevin’ı alıp inşaat gürültüsünün olduğu yere götürdüğü sahnedeki gibi. Burada anne, bebeğin ihtiyacını anlamaya çalışmaz; sesi bastırarak durumu kontrol etmeye yönelir. Bu küçük gibi görünen an, aslında ilişkinin tonunu kurar. Sanki ilişki kurulmaz, yalnızca sürdürülür. Bu fark küçük görünür, ama tam da orada belirleyicidir. Çünkü çocuk için ihtiyaçların karşılanması kadar, bu karşılanmanın bir bağ içinde gerçekleşmesi gerekir. Burada ise temas, baştan itibaren kesintili gibidir.

Bu eksiklik yalnızca Kevin’ın deneyimiyle ilgili değildir. Eva’nın ruhsallığı bu ilişkiye tam olarak yerleşemez. Hamilelikten itibaren hissedilen sıkışmışlık ve yabancılaşma, doğumdan sonra da devam eder. Bebeğe bakım verir ama onunla birlikte olamaz. Sanki temas kurmak yerine, teması yönetmeye çalışır. Kevin’ın ağlamasına tahammül edemediği sahnelerde bu çok nettir; merak eden, anlamaya çalışan bir zihin yerine, taşan ve uzaklaşan bir zihin görürüz.

Kevin’ın erken dönem davranışları bu kesintinin izlerini taşır. Tepki vermemesi, konuşmayı geciktirmesi ya da anneyi seçici biçimde tanıması basit bir direnç gibi okunabilir; ancak bu davranışlar daha çok ilişkinin yönünü değiştirme çabası gibi durur. Annenin ulaşamadığı yerde, çocuk kontrol etmeye başlar. Bu noktadan sonra aralarındaki bağ yakınlık üzerinden değil, gerilim üzerinden kurulur. Kevin’ın annesine yönelttiği her hareket, bir uzaklaşma değil, tersine, kurulamayan bağın dolaylı bir biçimde sürdürülmesidir.

Tuvalet eğitimi sahneleri bu gerilimin en somutlaştığı yerlerden biri gibidir. Eva’nın öğretmeye çalıştığı, Kevin’ın ise dirençle karşılık verdiği bu süreçte, ortada bir öğrenmeden çok bir güç mücadelesi vardır. Kevin’ın tuvaletini tutması, bırakmayı reddetmesi ve bunu adeta bir koz gibi kullanması, beden üzerinden kurulan bir kontrol biçimine dönüşür. Özellikle Eva’nın öfkelendiği ve Kevin’ın kolunu incittiği sahne, temasın nasıl kırıldığına dair önemli bir an sunar. Burada çocuk geri çekilmez; aksine, bu teması farklı bir biçimde tutar ve bunu şantaja dönüştürür. Yani ilişki kopmaz, ama biçim değiştirir.


Yansıma: Özdeşimin İlk İzi

Filmin başında Eva’nın suya daldırdığı yüzün Kevin’ın suretine dönüşmesi, ilk bakışta yalnızca görsel bir geçiş gibi durur. Ama sahne, daha en baştan kurulacak ilişkinin tonunu verir. Burada bir benzerlikten çok, sınırların bulanıklaştığı bir yer açılır.

Anne ile çocuk arasındaki ayrım henüz net değildir. Daha doğrusu, Eva’nın kendi iç sınırları da yeterince yerleşmiş görünmez. Bu yüzden Kevin yalnızca doğan bir çocuk değil, aynı zamanda Eva’nın kendi ruhsallığı içinde konumlandıramadığı bir parçaya da benzer.

Bu sahne, ileride kurulamayacak olan ilişkinin ilk ipucunu taşır. Çünkü sağlıklı bir bağda özdeşim, ayrışmayı mümkün kılar. Burada ise ayrışma baştan zorlanır. Kevin, Eva için dışarıda konumlanan bir özne olmaktan çok, içeride tutulamayan bir şey gibi durur.


Kardeşin Gelişi: Görülmeyenin Görünür Olması

Kardeşin doğumu bu yapıyı bozmaz, ama görünür kılar. Çünkü ilk kez Kevin için açık hale gelen bir şey vardır: Kendisine verilmeyen, başkasına verilebilmektedir. Bu farkındalık doğrudan ifade edilmez; fakat davranışların tonunda belirginleşir. Burada ortaya çıkan duygu kıskançlıktan çok daha ilkel ve daha keskindir. Adlandırılması zor olan, fakat nesne üzerinden dolaşan bir haset. “Bir şeye alıştın diye onu seviyor olman gerekmez” dediği sahnede, Kevin burada ilk kez onun deneyiminde baştan beri olan sevgi ile alışkanlık arasındaki bu farkı tarif eder. kız kardeşine yönelen yıkıcılığı, bu duygunun dışavurumudur; ani bir öfke değil, sürekliliği olan bir yer değiştirmedir.


Baba: Boşluğu Doldurmayan Üçüncü

Baba figürü ise bu yapının içine gerçek bir üçüncülük getiremez. Sorunu yumuşatır ama adlandırmaz, düzenlemez ama örtmeye çalışır. Bu nedenle çocuk için dünya ayrışmaz, aksine bulanık kalır. Ne annenin duygusal alanı netleşir ne de babanın sınır koyan işlevi devreye girer. Böyle bir yapıda çocuk, dış dünyanın yerine kendi düzenini kurmak zorunda kalır. Bu düzen, ilişkiyi değil kontrolü merkeze alıyo gibidir. Ok ve yay sahneleri bu açıdan önemli bir kırılma taşır. Baba için bir oyun olan şey, Kevin için giderek yapılandırılan bir alana dönüşür. Eva’nın fark ettiği ama Franklin’in görmediği bu ayrım oyunun artık oyun olmaktan çıktığını gösterir.


Şiddet Ani Değil, Sürekliliğin Sonucu

Filmin sonuna doğru yaşanan katliam, bu yüzden bir kırılma anı gibi işlemez. Daha çok, başından beri biriken bir yapının görünür hale gelmesi gibidir. Kevin’ın hedef seçimi, kullandığı araçlar ve kurduğu düzende baştan itibaren kontrol üzerinden kurulan ilişkiyi görünür hale getirir.


Eva’nın Konumu

Eva’nın sonrasındaki hali ise bu hikâyenin başka bir katmanını açar. Film onu ne açıkça suçlar ne de aklar. Daha zor bir yerde bırakır: bakımın var olduğu ama bağın kurulamadığı bir yerde. Bu ayrım yüksek sesle dile getirilmez; Eva’nın sonrasındaki sessizliğinde hissedilir.Evine atılan kırmızı boyalar, markette maruz kaldığı tepkiler ya da fiziksel saldırıya verdiği karşılıksızlık, toplumsal bir cezadan çok, içsel bir yargının izlenimini taşır. Sanki artık dışarıdan gelen hiçbir şey, içeride olan kadar belirleyici değildir.


Geç Açılan Düşünme Alanı Ve Temas

Finalde Kevin’ın “nedenini bildiğimi sanıyordum, artık emin değilim” demesi, ilk kez bir boşluk açar. Bu boşluk, film boyunca olmayan bir şeyi getirir: düşünme ihtimali.

Başta kurulamayan temas, burada kısa bir an için ortaya çıkar. Sanki ikisi de ilk kez aynı yerde durur. Ama artık ilişkiyi dönüştürebilecek bir yerde değildir. Bu yüzden sarılma, bir yakınlaşmadan çok, olanla yüzleşmenin bir biçimi gibi duyulur.

Ve sanki film, bize olanı değil: başından beri yerleşemeyen şeyin tanığı yapar.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Yazı: Blog2_Post
bottom of page