top of page

NEDİR BU GÜVENLİ BAĞLANMA ?

Güncelleme tarihi: 1 Eyl 2025



Bağlanma, insanın dünyaya geldiği andan itibaren kurduğu ilk ve en belirleyici ilişkisel bağdır. Bebek, henüz dili gelişmemiş olsa da bakım verenine yönelerek, onun varlığı üzerinden bir güvenlik ve süreklilik deneyimi edinir. Bu deneyim, yalnızca çocukluk dönemine değil, bireyin tüm yaşamına yayılan ilişkisel örüntülere yön verir.

Bağlanma, yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda öznenin ruhsal yapılanmasında kurucu bir etkendir. Bu noktada Winnicott’un “yeterince iyi anne” kavramı oldukça önemlidir. Yeterince iyi anne, bebeğin ihtiyaçlarını büyük ölçüde karşılayan; ama aynı zamanda ufak gecikmelere, küçük eksikliklere de izin veren bakım verendir. Kusursuz olmayı değil, tutarlı ve duyarlı bir varlığı ifade eder. Bebek, bu sayede hem ihtiyaçlarının karşılanacağını öğrenir hem de küçük boşluklar üzerinden kendi düzenleme becerilerini geliştirmeye başlar. Böylece bağımlılık ile özerklik arasında sağlıklı bir denge kurulur.

Eğer bakım veren erişilebilir ve tutarlıysa, çocuk “dünyanın güvenilir bir yer olduğu” duygusunu içselleştirir. Aksi durumda bebek kendi sıkıntısıyla baş başa kalır ve bu durum ruhsal örgütlenmede çatlaklara yol açabilir.

Güvenli Bağlanma Örüntüsü

Güvenli bağlanan çocuk, bakım vereninin ulaşılabilir olduğunu deneyimler. Bu deneyim ona şunu öğretir: “Kendi başıma keşfe çıkabilirim, çünkü ihtiyaç duyduğumda bana yanıt verecek biri var.” Böylece bağımlılık ile özerklik arasında sağlıklı bir denge kurulur. Güvenli bağlanmanın önemi tam da burada ortaya çıkar: çocuk, nesneye (bakım verenine) güvenle yatırım yapar, sonra ondan ayrışır ve bireyselleşir.

Güvensiz Bağlanma Örüntüleri

Bağlanma güven temeline oturmadığında farklı örüntüler gelişir:

  • Kaygılı/Dirençli bağlanma: Çocuk, bakım verenin tutarsızlığını deneyimlediği için ayrılığa aşırı tepki gösterir. Yakınlık arzusu ve öfke iç içedir. Bu durum, ileride ilişkilerde yoğun kıskançlık, terk edilme korkusu ve sürekli onay arayışı şeklinde görülebilir.

  • Kaçıngan bağlanma: Çocuk, bakım verenin duygusal olarak ulaşılmaz olduğunu öğrenir. Yakınlık ihtiyacını bastırır ve özerkliği abartır. Yetişkinlikte mesafeli, duygularını paylaşmayan, bağlanmaktan kaçınan bir ilişki tarzı gelişebilir.

  • Dağınık bağlanma: Travmatik deneyimlerle ilişkili bu örüntüde çocuk, bakım vereni hem güven kaynağı hem de korku nesnesi olarak yaşar. Bu çelişki, içsel çatışmaların ve düzensiz davranışların temelini oluşturur.

Bağlanmanın Ruhsal Yapıya Etkisi

Erken bağlanma deneyimleri, bireyin nesne ilişkilerini, özdeğer algısını ve duygusal düzenleme kapasitesini şekillendirir. Çocuğun ihtiyaçlarının görülüp görülmemesi, ileride şu soruların cevabını belirler:

  • “Sevilmeye değer miyim?”

  • “Başkaları bana güvenilir mi?”

  • “Yakınlık tehlikeli mi, yoksa besleyici mi?”

Dolayısıyla bağlanma yalnızca çocukluk dönemiyle sınırlı bir kavram değildir. İnsan yaşamı boyunca tekrar tekrar sahnelenen içsel senaryoların ve ilişkisel örüntülerin temelinde erken bağlanma deneyimleri vardır.











 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Yazı: Blog2_Post
bottom of page